Bir buhranın kıskacında sıkışmış bir şekilde açıyorum kapıyı. Usulca kapının kolunu bırakıyorum arkamdan gelebilecek “nereye?” sesiyle irkilme ihtimalini düşünerek. Bir buharlı tren, içindeki buharın gücüyle yokuşlara vurur kendini; ve ben de içimdeki buhranın tazyikiyle kendimi dışarı atıyorum. Yaralı bir esir gibi hissediyorum kendimi kaderin kıskacında ve o kırılası zincirlerin bunalımın itelemesiyle kırılacak gibi olduğunu hissediyorum. Kapının gıcırtısı içimdeki paslanmış duyguların bamteline dokunuyor sanki, acı bir ses yayılıyor kalbime ve derin bir nefes çekiyorum. Hızlı adımlara teslim ediyorum kendimi yine o aşina gözlere kavuşup bir damla huzur duymak için. Sadece göz göze gelmeyi bile bir reçete sayıyorum hasta ruhuma ve koşmaya başlıyorum heyecanımın dizginleri altında. Etraftaki evlerin ışıkları, korna sesleri silikleşiyor ve sadece içimin sesini duyuyorum.Ardından, delisi olduğum o iki mavi boncuğun yüzüme yansıyan, göz kamaştıran ışıltısını hayal ediyorum. Uçurumun ucuna kadar gelip düşme hengamında ellerimden tutacak bir kurtarıcı gibi düşlüyorum onu ve benliğimin merkezine kuruluyor bu tanımlayamadığım alaka. Gözlerinden çıkıp kalbimin en ince noktasını delen bakışları, sımsıcak bir yaz sabahının yakıcı ışıkları gibi ama bir o kadar da şefkatli ve sıcak! Kaybolmak istiyorum o can alıcı mavilikte ve aldığı nefesle beraber zerreleşip nüfuz etmek istiyorum ruhunun engin yamaçlarında. Evet, hayalimin atına binip o yemyeşil dünyaya açılıyorum. Arıyorum kendimi, en ufak bir ayak izimi ya da ipekten, çekingen bir dokunuşumu . Görsem; bulsam bunu bir işaret sayacağım senin semtine uğradığıma ve oradan yeşermeye çalışacağım içine. Bu şansı kaçırmak istemiyorum, sadece bir nokta, bir toz parçası ya da bir tel saçımdan. Yeter bana sana utangaç bir hatıra bırakmak. İşte bunun fırtınalar dönüyor içimde, savuruyor beni sağa sola ve kendimi kimilerinin ‘aşk’ dediği ama adını hala koyamadığım o duygular yumağının tellerinde yolda kalmış, evsiz yurtsuz yuvasız bir garip olarak görüyorum. Senden anlam taşıyan bir bakış, bir tebessüm ya da bir dokunuş almadığım takdirde bir yitik olarak avare avare dolaşacağım sokaklarda, kah hızlanacak kah düşecek ama hep yollarda olacağım. Bu bitmeyen bir hikayedir, uzun ve yokuştur yolları. Sislidir tepeleri ve kıvrım kıvrımdır ama ümidin şerbetine dil bir değmişse artık, geri dönüş yoktur.
No comments:
Post a Comment