Tuesday, August 27, 2019

BENCE FIZIK

   
                                                            BENCE FIZIK


“Fizik bize ne anlatır?” sorusunu soruyorum kendime. Evrenin ilmek ilmek Matematiğin diliyle dokunduğunu görünce, hallerinin diliyle bir şeyler anlattığına kanaat getiriyorum kendimce. Olayın epistemolojik temellerine değil de, içime, aklıma geldiği gibi yansımış şekli şimdilik çok cazip geliyor. Aslında sizleri de düşünce macerama ortak etmek istiyorum; isterseniz tabi ki. Bazı fiziksel olayların sosyal hayatta da eşleniklerinin olduğunu düşünüyorum. Gelin öyleyse, “vira bismillah” diyelim. Bu arada, “vira” da Rumeli Türkçesinde 'durmadan', 'aralıksız ', nicelik söz konusuysa 'bol' anlamında, “vere” şeklinde kullanılıyormuş. Umarım bol bol düşünce desenleriyle kesişir yollarımız. 

   Nereden başlayalım? Gerçekten saldım düşüncenin kayışını. Tesla’nın dediği aklıma geliyor ilk: “Titreşimlerin sırrını çözen, evrenin sırlarını çözer.” Dalgalar, titreşimler birbiriyle etkileşir insanlar gibi, komplekstir bu. Hatta bir elektromanyetik dalga -tabiri caizse- ses dalgasının sırtına yükler, nakleder. Eğer iki ya da daha fazla dalga karşılaşır ya da etkileşime geçerlerse; birbirlerini güçlendirebilir de zayıflatabilir de. Eğer birbirleriyle anlaşabilir; birbirlerinde ayak uydururlarsa güçleri birleşir ve yükselir. Eğer birbirlerine “zıt” gider, çatışırlarsa dalga sıfırlanır ve söner. Tamam tamam; normal hayata dönüyoruz; el ele tutuşur ve güçlerimizi birleştirirsek yapıcı dalgalar gibi coşabiliriz; ya değilse kendi kendimizi söndürür; gücümüzü sağa sola saçarız. Rüzgarımız esmez olur, ama durum çaresiz değil. Dalgalar birbirini “kırsa” da, birbirlerinden ayrılırlar neticede ve yeni şanslar kazanırlar. Ümit kesmeyelim lütfen. Hazır mıyız başka bir sayfaya? Haydi kaydıralım ekranı, artık sayfalar ekranlara emanet. 

   Biraz daha “elektrik” alacağımız, dalga geçmeyeceğimiz bir konuya sıçrayalım. Elektrik su misali, kıvrım kıvrım, dalga dalga akar. Serbest elektronlar olmadan bir kablo içinde akamaz. Özgürlük herkese ve her şeye gerek. Adına bile “serbest elektronlar” demişler, hareket etmezlerse elektrik cereyan etmez. Hatta bir ampülün ışık vermesi için kendi enerjilerini feda ederler. Klasik anlamdaki ampüller elektriğe karşı dayanarak ışık verirler aslında. Dirençte ışık var. Bazen ışık yaymak için genel akıma karşı durmak gerekir. Tamam, ben de duruyorum ve artık başka bir konu için kollarımı sıvıyor, ekranda kayan parmaklarımın nemini bir adiabatik bir üfürükle sıyırıyorum. 

   Gelin, biraz da kısalım gözlerimizi ve daha küçük dünyalara akalım. Küçücük parçacıklara nasıl kıyabiliyorsunuz? Parçacıkları yüksek yüksek tepelerden salıp birbirleriyle çarpıştırmadaki kargaşa, ve kaos içinde nice küçük ve az ömürlü yavrular meydana geliyor. Bir gülümseyip, göz kırpıp gidiveriyorlar. Daha da hızlı çarpınca, daha da farklı ve çeşitli parçalar peyda oluyor. Aklıma insan hayatı geliyor. Sıkıntılarla, belalarla çarpıştıkça yeni anlamlar, kuvvetler, kabiliyetler doğuyor. Hatta çarpışma ve mücadele olmadan yeni bir şey olmuyor. “Nerede hareket, orada bereket fiziği” diyorum ben. Neyse, hasbihal tadında düşünüyorum aslında. Fiziğin kavramlarını biraz da duygularımın eline verdim geçici olarak ve fiziğe olan aşkıma başka bir boyut kattı. 

   Evet, bazen insan takageldiği gözlükleri çıkarıp bambaşka bir dünyayı görmeye ihtiyaç duyuyor. Yeknesaklık perdesi kalınlaştıkça ağırlaşıyor da. Benimki biraz da bu meyanda bir cüret. Fiziğin anlatmak istediği, nazlı nazlı perdenin ardından fısıldadığı nice şiirsel manalar bir albeniyle cilveleniyor önümde. Fizikçiler maruz görsün, fiziği sevenler aşık olsun, sevmeyenler bir daha düşünsün lütfen.