Wednesday, July 1, 2020

Haluk Hoca’dan Bize Kalan



   Küçük bir hücreyle başladı her şey. Hücre çeperi gergin, kontrolsüz bir kalkışma ve genel düzene baş kaldırı. Bir iki kafadar, kaybediyorlar kendilerini ve bulundukları yere sığamıyorlar. Dışarıdaki hayat içeride öylesine sarsıntılar ve bocalamalar oluşturuyor ki savunmaya geçmiş beyaz siperlerini çekmiş canlar, gevşemeye başlıyor. Ateş bu ya işte, sıçrar sinsice bir kıvılcım, yalvarırız “nerede benim ilacım?”. Hem ateş hem savaş, geri dönüş mümkün değil. O cephe senin, bu cephe benim 39 ay sürecek bir muharebe. 

  Her şey bir hücrenin çekirdeğinde, gen sarmallarının nerede olduğunu bilmediğimiz bir noktasında gizli kapaklı başladı. Haluk Hoca’nın ruhu bile duymadı bunu, ama ince ruhu, sosyal bir salgın gibi bünyeyi sarmış KHK denen virüsün kurbanı mağdurların sesini derinlemesine duydu. Yüreği titredi ve kendi yıpranmış hücrelerinde olanı biteni bilmeden başka başka karanlık hücrelerin soğuk köşelerinde titredi. Oda oda olmuş hücreler tek tek sakinlerini alırken ve iyiden iyiye artarken, Haluk Hoca’nın içindekiler de aynısını yapıyordu ama Haluk Hoca içerdekini bilmeden “içeri” gidiyordu. Sesi güçlüydü Haluk Hoca’nın, gözlerinde derin bir gülümseme vardı. Neydi ona bu gücü veren içindeki yıkıcı ilerlemeye ve dışındaki yakıcı gerilemeye karşı “bağırmasını” sağlayan? 

   Haluk Hoca’yı tanıdığımdan beri gözümde üç ana kişi beliriyor ki hepsiyle münasebet kurma, kendisini “sahada” gözleme ve dünyasından numuneler alma imkanım oldu. Çevremde yayılan depresyon vakaları, içinde incinmiş ruhlar taşıyan sineler ve yıpranmış zihinleri görünce onun psikiyatr ve bilim insanı kimliği beni karşıladı. Bazen sorularla, bazen yakınlarımı kendisine yönlendirerek ve bazen de kendisini dinleyerek mesleğine akıl, sevgi, mizah, şefkat ve şevkle eğilmesini müşahede ettim. Burada da sesi yüksekti, kendinden emindi ve bilgisine dayanıyordu. 

   İkinci yönü ise mücadeleci, yerlere düşmüş hakları ve çiğnenmiş hukukları kaldırma mevzuundaki dirayeti ve metanetiydi. “Haklı olanın halesinde laleler biter” dedim birden. Etrafına işini, gücünü, malını, sağlığını kaybetmiş insanlar toplanıyordu. “Bağıra bağıra öleceğim” derken, sadece kendi sesi değil, ‘sesine yükseklik katan başka sesleri de yanına alarak gideceğim’ der gibiydi. Tam bu kelimeleri yazarken arkada eşimin telefonunda “sesi” geliyordu. Türkiyemiz zenginlikleri bol olan ama bu farklılıkların tarihsel süreçlerde de gördüğümüz gibi kolayca kutuplaşabileceği sosyo-dinamik yapıda olan bir ülke. Bu bağlamda, Haluk Hocam’ın “hak savunuculuğu” yönü birleştiriciydi, ‘hakkın sağı solu mu olur?’ O noktadan Haluk Hoca’nın ‘bir Türkiye’ olduğunu düşünüyorum. Farklı kesimlerin benimseyeceği, oturup kavga etmeden konuşabileceği, insancıl ve demokratik bir iklimin insanıydı. Türkiye’de iklim sertleşince Haluk Hoca “göç etti” gibi gelir bana kanatlarını takıp üşümüş bir melek gibi. 

 Aslında kafam karmakarışık, sabaha “haber”le uyandım. Düşüncelerim darmadağın. Haluk Hoca’nın şahsi kimliğine de değinmek istedim onu unutmama gayretiyle. Güzel ve kaliteli espriden anlar, “güzel güzel” diye takdir eder; “sesli sesli” gülerdi. Oturup dakikalarca konuşsanız da sıkılmayacağınız bir insandı. Birkaç defa “Kaliforniya’yı özellikle San Fransisko, San Diego başta olmak üzere” çok sevdiğini söylemişti. Bana heyecanlı heyecanlı bildiği yerleri anlatıyordu. Sözünün akışından, yükselen tonundan ve iştiyakından buraları gelip görme arzusu damlıyordu. Malum “pasaport mücadelesi”nde ‘Almanya’ çıkınca “belki başka sefere” dedim, bir dua yolladım ve tekrar davet ettim. Sevdiğini bildiğim için ona şakalar yapmak, attığı tvitlerin altına matrak yorumlar atmak güzel gelirdi bana. Şimdi elime alıyorum, son tviti gözümün önüne geliyor. “İyi uyku gibisi yok” deyişi, “Bilal her işi bırakıp günde en az yedi saat uyumak gerekir” demesi ve bunu bir hoca vasfıyla “ödev verir” gibi yüksek tonda söylemesi kulaklarımda. “Yapısal reformlar” adıyla içindeki saldırıya karşı direniyordu bence. Soyadının boyası  hayatına akmıştı. “Barışçıl savaş” kavramını onun sayesinde anladım. Kendisi dışarıda adalet adına reformlar peşindeyken, içeriden gelen “devrim” seslerini bastırmaya çalışıyordu. Onu daha iyi tanımak isterdim. Emojilerle başımı okşamasını, eski bir sosyal medya paylaşımında halay çekerkenki mutluluğunu üzerimize saçmasını ve bir nokta dahi olsa yine “ses” vermesini çok isterdim. ‘Nokta’ demişken, Haluk Hoca’nın dil kullanımındaki hassasiyetini hep takdir etmişimdir  genelde “doktor” yazısı övülmese de. Aklıma bir örnek geliyor. Hani bir kadı kızı varmış, güzel mi güzel, cilveli, edalı, işveli ve yolunda yüzlerde yiğidin hak ile yeksan olduğu...Haluk Hoca o güzele vurulmuştu. Siz adını ne koyardınız o güzelin? Ben “memleket” koydum, hem de “melike” ile, “melek”le aynı kökten...Eşi Esen Hanım’ın dediğiyle, bir melike gibi olan memleketin sevdasına tutulmuş bir melekti belki de. Sesi yüksekti Mikail gibi yıldırımlar getiren. Kanatları pek genişti binlerce mağdurun ateşine gölge olan bulutu getiren. Sesi yüksekti İsrafil gibi “haksızlığa karşı” binler nefesle Sûr’a üfüren ve ölü vicdanları titreten...ama Azrail’e karşı sesi yetmedi. İçinde gemi azıya almış hücreler davet etmişti artık onu yayıldıkları toprakları teslim etmek için. Memleket toprakları adaletle tekrar yoğrulsun da, Haluk Hoca’nın toprağı bol olur, geniş ve ışıklı olur inşallah. 

   Bu güzel topraklar “Nice servi revan canları, nice gül yüzlü sultanlar” bağrına kabul etmiş. “Nice gür sedalı ve memleket sevdalı” Haluklar içte ve dışta verdikleri barış konulu “savaş”la anılmış. Kelimeler aklımı yırta yırta düşüyor yazıya. Başka da sözüm yok iki çift kor olmuş duadan başka...Allah mekanını Cennet eylesin, geride kalan sevenlerine sabır versin, gerçek ve istikrarlı bir ‘adalet’ anlayışıyla doğacak asaleti tüm insanımıza nasip etsin.

1 comment:

  1. Çok kalbe dokunan bir yazı olmuş.. zaten önce insan kalb , kalbin içinde vicdan , mukayese , izan gerekiyormuş . Bu dönemde anlamış olduk.o vicdanı olan insanların kalbine dokunarak gitti . Doğruyu yanlıştan ayirmak istemeyen vicdansızlara bağıra bağıra memleketinde öleceğini haykırarak gitti . Mekanı cennet olsun..

    ReplyDelete