TELEFONUM ve BEN
Sosyal medyaya mizahi bir bakış atmak istedim ve elimi böylece yine atmaya alışkın olduğum telefonuma attım. Artık vücudumun bir organı gibi hissediyorum telefonu; yazıları bile onun sarıcı iklim ve semtinde yazıyorum. Parmaklarımın telefonu bağrına basarcasına, iki kenarına yaslandığını ve kemik yapısının “Iphone bükülmeli” ortopedik kavramsallaştırmasına doğru evrildiğini endişeyle müşahede etmekteyim. Sosyal medya zaten telefonun bu hale gelmesinden sorumlu, ama seviyorum oradaki arkadaşlarımı. Bana rahatlamak için gittiğim kahvehane (Starbucks) gibi geliyor, yeni arkadaşlar ediniyorum. Bana haber vermeden, bi “eyvallah” demeden takibi bırakanlara kırılıyorum. Bazen oluyor telefonun 911 alarmı gibi çınlaması beni yatay 180 derece konumundan alıkoyamıyor ama gecenin bir vakti gelen bir “bildirim” yaptırım oluyor ve kaldırıyor. Bir derde müptelayım ama derdimi de seviyorum. Hatta bazen, telefonumla o kadar bütünleşmişim ki, çocuklar beni görür görmez “baba telefonunu alabilir miyim?” diyorlar. “Organ nakli yapamam!” diyorum. Yoksa onların gözünde Iphone’nun yürüyen yeni modeli miyim?
Sıkıldığım zaman, yeni fark ettim, elim hemen telefona gidiyor. Hani sıkılganlık bazılarında vücut dili okunduğunda ‘vücutlarının ya da yüzlerinin bazı yerleriyle oynama’ şeklinde tezahür ediyor ki psikolojik bir kavramdır. Bende ise telefon oluyor çünkü o benim vücudumun bir “parça”sı. Bu yazıyı yazarken daha bir yaklaşıyorum ekrana, küçücük bir alana nasıl dünyaların sığdırıldığını düşünüyorum. Şöyle bir bakıyorum geçmişe, haberi kuşlar getirsin size ama Twitter sayesinde harika dostlar kazandım. Hatta bazılarıyla vicahen tanışıp karşılıklı çay bile içtim. Telefonumu seviyorum; dikenine katlanıyorum ve şarjı bitince çok üzülüyorum. O sürekli ekranının zerrecik piksellerinden ışık saçmalı yüzüme, gece feneriyle odamı aydınlatmalı. Ayrıca, sabah alarm kurduğumda “daha iyi duyabilmek” için yastığımla beraber sarıldığım doğrudur. Hatta pantolon aldım bir tane, içinde telefon gözü var. Artık yeni giysiler alacağımda bedeninden Sonra ikinci kriter iç cepli telefon opsiyonlu seçenekler oluyor. Telefon artık bir dost bana, beni sevdiklerime kavuşturan. Binlerce kilometre ötedeki sevdiklerimin Gül yüzlerini yine o dikdörtgenden seyretmek ne güzel. Telefon sihirli bir alet, yeknesaklık perdesini itelim bir yere. Yok böyle bir şey. Hatta insanın bir anda birkaç yerde olabilme mucizesinin tecessüm etmiş hali. Aynı zamanda telefonla konuşurken banka hesabımın boşaldığını ve kredi puanımın düştüğünü kaygıyla seyredebiliyorum. Hem araba sürerken rehberim, sekreterim, kalemim, defterim, kameram, haritam, en ince duygularımı döktüğüm günlüğüm, yıldızlara baktığım uygulamalarım yani rasathanem, aynam...Elhasıl, “telefon” deyip geçmeyin; tekrar düşünün!
No comments:
Post a Comment